Yusuf ALİOĞLU Engerek Soyu
Yazı Detayı
08 Kasım 2022 - Salı 09:43 Bu yazı 3059 kez okundu
 
Engerek Soyu
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Kirlendiğimiz ve kirlettiğimiz tuhaf ilişkiler örgüsü yaşıyoruz.

 

Kelimelerin kalbimizde pelteleştiği, şahitlik ettiğimiz her büyük ve küçük savaştan sonra vicdan akış hızımızın normalin altında seyrettiğini gözlüyoruz.

 

Paslanan demir gibi, oksitlenen alüminyum gibi ruhun biriktirdiklerinde aşınmalar, bozulmalar, kokuşmalar yaşıyoruz.

 

Etrafımızda ‘beyaz badanalı mabedler’ çoğaldıkça, Hz. İsa’nın Ferisiler üzerinden yaşanan düşünsel sığlığa ve ahlaki erozyona verdiği sert tepkiyi daha iyi anlıyoruz.

 

Hakikate dair kazanımların teknolojik, kültürel ve askeri hücumlar ile birer birer kaybedilmesinin geniş kitlelerde hiçbir tepki ve rahatsızlık yaratmaması muazzam bir sorunumuz olduğunu söylüyor.

 

Arkaik bir muhayyileden mülhem reflekslerle zafer sanılan yenilgi saatlerini kutlayan kalabalıklar umuda dair ufukları biteviye kemiriyor. Kemirdikçe muhafazakar mevziler kazandığını düşünen ‘Kör klavuzluk’ örnekleri veriliyor.

 

Kör klavuzlar ve  ahmaklar güruhu hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyor. Kadın cinayetleri, evlat veya ebeveyn cinayetleri, intiharlar artarak devam ederken hiçbir şey olmamış gibi davranmak hastalık hali değil midir?

 

Televizyona altı saat, internete üç saat, okumaya ise bir dakika ayıran ve kutsal metinlere şekilsel perestişte kimselere sıra vermeyen bir toplumun hiçbir şey olmamış gibi davranması patolojik değil midir?

 

Şehirler ruhunu ve kimliğini kaybederken, güç ve otorite simgesi gökdelenler toplumsal ahlaka bir mızrak gibi saplanıp etrafı müstağni örneklere boğarken tespih tanelerinde tükenen modern ve klasik Ferisilere İsa (a) ‘ikiyüzlüler’ demez mi?

 

Dereotu, nane ve kimyon ile ilgili vergi sorumluluklarını iki mahalle öteye çığırarak verenlerin armudu hamutuyla yuttukları, deveyi hörgüçleriyle çaldıkları bir zamanda İsa (a) havarilerine ses verip kelimeyi altınla değişenlere çıkışmaz mı?

 

Mabedleri anlaşılmaz metinlerin terennüm edildiği ama fiiliyatta cari ilişkilerin alınıp satıldığı, ideolojik bir aygıt gibi kullanıldığı yerlere dönüştürenler İsa (a)’dan azar işitmezler mi?

 

İsa’nın takipçileri  ve diğer tüm peygamberlerin takipçileri nasıl olur da ses vermezler. Kıyam sadece namazdaki bir nüsuk mudur yoksa?

 

En delişmen sloganlarla kaldırımları rap rap çiğneyen ideallere ne oldu?

 

Ne oldu da Tanrıya rağmen tanrısallık iddiası ile kutsal metinleri araçsallaştıran ve kültürel birikimler üzerinden dini egemenlikler kuran Ferisilere dönüştük?

 

Dirilten, muştulayan, izzet ve itibar yükleyen soluğumuza ne oldu da ‘Göksel iktidarı’ müptezel ve pespaye dünyalıklara değiştirir olduk?

 

Bütün sorunların müsebbibi modernite mi? Savrulmalarımızı gelenekle mi açıklamalıyız? Küflenmiş liflere dönüşen inanç hatlarımızı nasıl açıklayacağız? Yoksa biz kendimiz, cüz’i irademizle, farklı aktörleri sürece koyup bu sonuçları biz mi ürettik? Filiz verecek toprakları bulunca ortama tav olan ortalık malı tohumlar mıydık yoksa?

 

Öyle ya da böyle ‘urvetu-l vuska’sızlık çok açık şekilde ortada durmuyor mu? Buharlaşan hakikat ve endüstrileşen düşünce tam boy karşımızda değil mi?

 

Dini Allah’a has kılmak bu algısal düzlemde özgün bir mekana, zamana ve yoruma sahip mi?

 

Allah’ın kudretini hakkıyla takdir etmenin pratik veriler açısından geçerliği var mı?

 

Bir yanda iktidar nimetleri ile avunan kalabalıklar, hemen yanlarında sıralarını bekleyen gönüllü kullar. Bu marazi duruş ‘inanalar için’ tehlike çanlarının evin içinde çaldığına dair çıplak uyarıdır.

 

Diğer yanda umutlarını kaybetmiş, bundan da bir şey çıkmadı diyen gruplar, çevreler, kişiler. Biraz da her daim platonik devrimciliğe, romantik asiliğe oynayanların resmi yani.

 

Oysa Allah, hesapların üstünde bir hesapla daima inananların yanındadır.

 

Ahireti, büyük küçük yaptıklarımızın tümünden sorgulanmayı, saçları ağartan günü yeniden hatırlamalıyız.

 

Anti emperyalist, anti kapitalist, anti sosyalist, anti faşist ve anti Firavunist (Nuri Pakdil’ e Selam Olsun) duruşumuzu harlamalı, nihayetinde bir imtihan alanı, geçici menzil, ve oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatı ile ilgili mülahazalarımızı güncellemeliyiz.

 

Klasik ya da modern sanrılardan sıyrılmak lazım. Düşünmenin, iletişime geçmenin, konuşmanın cesaretine yekinmek lazım. Biriktirdiklerimiz değil ellerimizle önceden takdim ettiklerimiz bizim sermayemiz olacaktır. İhtiras tuzaklarının siyaset, iktisat, din gibi konulardaki ayartıcı söylemlerine karşı ‘Allah bizler için ne güzel vekildir’ diyerek yüz çevirmek gerekir.

 

Daha dün konuştuklarımızı bugün yalanlayan ne fiziksel ne de sosyal bir kanun bulunmadı. İktidar imtihanından geçmek asıl ve asil  köklerimize mesafe koymayı meşrulaştırmaz.

 

İsa ve kutsal mesajında soluklanan ruh ile hiçbir elçinin ve kutsal metnin bizlere ‘ikiyüzlülüğü’ emretmediğini hatırlamalıyız. onlar bize pragmatizmi ve oportünizmi öğretmedi. ‘Amaca götüren her araç meşrudur’ (the end justifies the means) diyen tek ilahi satır, risalet kurumundan tek nebi gösterilemez.

 

Sahtekar ve ikiyüzlü bir paradigmanın kurumları ve kavramları ile konuşanlar zamanla kavramların kültür dünyasının tesirinde kalarak sahtekar ve ikiyüzlü oldular. Bunu kabullenmemiz lazım.

 

Büyük bir gurur ve sahiplenme ile öne sürdüğümüz, alıntılar yapıp bazen öykündüğümüz, rol model aldığımız yakın ve uzak tarihi şahsiyetlerimize ne oldu.

 

Bizi izzet sahibi kılan hasletlerimizi hangi toplantının gündem maddelerinde, hangi ihalenin paçavra dosyaları arasında unuttuk.

 

Sadakalaştığımız tebessümlerimiz nerede şimdi? Hangi tacirin üretim ve pazarlama konusuna dolgu malzemesi ya da hammadde oldu?

 

Merkezinde ‘yeniden iman etmek’ olan bir yekinmeye, yeni kimyasal reaksiyonlara ihtiyacımız var.

 

Kötülükleri çoğaltmak yerine yalnız ve ıssız da olsak iyilikleri çoğaltarak arzın merkezine doğru hamleler yapmalıyız. Yerkürenin çekirdeğinden paralel evrenlere varıncaya geniş bir hinterland üzerinde varlığı Allah ile okumanın karşı konulmaz ayrıcalığına dair çabalar geliştirmeliyiz.

 

Damla damla çoğalan mütevazi ve sadık pratikler, zincirin halkaları misali buluşup hakikatin sesi ve rengi olacak salih amellerdir ihtiyacımız olan.

 

Okumalarımız, selamlarımız, tebessümlerimiz, namazımız, dualarımız diriliş için fazlasıyla bir enerji ve malzeme ile bizleri bekliyor.

 

Kaç, ‘engerek soyu, kör kılavuzlar ve ahmakların dininden’; sığın karanlığın ve aydınlığın rabbine.

 
Etiketler: Engerek, Soyu,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
648 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
1423 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
1454 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2094 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
2793 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
1982 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
2860 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2124 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6049 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
1665 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
1809 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4069 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3411 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3156 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
3608 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
2735 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
2477 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3406 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3056 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
2507 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
2686 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3124 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2309 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2486 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2294 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
2580 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
4464 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3124 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
3818 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
3744 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
4994 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3244 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4119 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
3804 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
3912 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
3594 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
3595 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
3964 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5488 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8038 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6084 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
7015 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
4902 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
6738 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
5621 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
5770 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6016 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
4939 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
4499 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6045 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
13958 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
3934 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4281 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4453 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4312 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
4546 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
4696 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
5906 Okunma.
Haber Yazılımı